BOYACI !!! BOYACIYA SESLENİYORUM…
1980 li yıllarda Ordu’da katıldığımız Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kursunda; Ankara’dan gelen öğretim görevlisi, arkadaşı olduğunu söylediği çok sevilen bir yazarımızın hatırasını naklen anlatmıştı.
Olay güney doğu illerinden birisinde geçer. Ahmet Hoca gençilğinde daha hareketli deli doluymuş. Deli Ahmet derlermiş. Ahmet Hoca misafir olduğu tek katlı evde gece istirahata çekilir.
Gecenin gece yarısı “ Boyacııııııı ! “ diye bi ses duyar. Ahmet Hoca yatakta yön değiştirir. “ Boyacıııııı !!! “ diye tekrar aynı ses gecenin sükunetini bozar. Ahmet hoca ya sabır çeker uykusu dağılır üçüncüye duramaz palas pandıras öfkeyle giyinmeden, eşofmanlarıyla dışarı fırlar bahçeye bahçeden yola.
Yolun ortasında elektrik direğinin dibinde yürümekte olan saç sakal birbirine karışmış biri ile karşılaşır yakasına yapışır. “Hemşerim ne bağırıyorsun ! Niye milleti rahatsız ediyorsun ! ne boyacısını arıyorsun bu saatte” diye sarsar.
Adam “Dur bir şey yapma! “ der korkuyla: "Sen sabahleyin bülbül öterken bağrındaki tüylerin renklerini hiç gördün mü.? Ben onun boyacısına sesleniyorum." Ahmet Hoca tamam der. Tamam tamam. Bırakır, sakinleşir..
Hane sahibi de kapı açılıp kapanması üzerine uyanmıştır. Ahmet Hocaya: "hayırdır hocam; O bizim mahallenin meczubudur. Arada bir böyle bağırır. Mahalleli alışık olduğu için aldırış etmez."
“Sıbgatullah “ tecellileri nasıl bir güzellik? Çiçeklerde, kelebeklerde güneş batarken, doğarken gökyüzünde, vs. yansımaları nasıl.?
Gerçekten de zaman zaman insanın o renk cümbüşleri, armonileri karşısında:“Sana sonsuz şükürler olsun Allahım” demek hatta meczup gibi bağırmak içinden geliyor. 10.11.2011
Av. İsmet ÖZCAN